4 Ocak 2009 Pazar


Dişil müstehcenlik ve iğrençlik

Louise J. Kaplan’ın Kadın Sapkınlıkları kitabından Susan Streitfel’in aynı adla beyazperdeye uyarladığı film, gerçek anlamda bir yüksek basınç etkisi yapmıştı zihnimde. Kadın sapkınlığı (!) olarak adlandırılan tüm “klişeler”in art arda sıralandığı bir karnavaldı bu. Şovenist topluma kök söktürtmeye çalışan avukat Eve’in, skopofilik bakışa göndermelerle dolu seks sahnelerinden biri geldi aklıma Islak Bölgeler’i okurken. Tıpkı Eve’in, sevgilisinden pubik bölgesini tıraş etmesini istemesi gibi, güzellik fetişizmine ve hijyene şiddetli bir başkaldırı olan Charlotte Roche’un kahramanı Helen de bir erkeğin kendisini tıraş etmesinden haz duymakla beraber, bu görevin aslında erkeğe ait olduğunu vurguluyordu romanda:
“Eğer erkekler tıraş olmuş kadınlar istiyorlarsa bu tıraş işini de kendileri üstlenmeliler. Yani bütün bu işi kadınların başına bela etmemeleri gerekir.”
Kadınlar tarafından üretilen her iki eserde de modernite içinde kadın bedeninde yaşamanın çetrefilliği ve güçlüklerini sorunsallaştırılırken, kadınların neden ve kimin arzusu için güzel, bakımlı, ince, pürüzsüz, ne anlamda seksi ve hangi nazara hizmet erotik olması gerekliliği sorgulanıyordu eril estetiği bozuşturan biçimde!
Kadını sonsuz bir güzellik nesnesine dönüştürmeden, onu fetişleştirmeden fallik normun dışında sunan eserlerin sayısındaki bu artış, Roche’un romanının Almanya’da yayımlandığı ay, Amazon çoksatanlar listesinde birinci sıraya yükselişi, Isabelle Broué, Catherine Breillat, Virginie Despentes, Claire Dennis, Marina de Van, Angela Carter, Almudena Grandes, Kathy Acker, Carole Schneemann, Yayoi Kusama, Nan Goldin gibi edebiyat, sinema, fotoğraf, beden sanatı gibi farklı disiplinlerdeki sanatçıların “benzer” “iş”ler üretmesi, kadınların artık bedenlerine sahip çıkmakla beraber, otomatizmleri yıkan özneler olarak bir dişil edebiyat, yazın, sanat tasarladıklarının göstergesi. Modernizm sıklıkla erkek cinselliği ve onun göstergesiyle, yani kadın bedeniyle uğraşır, modernlik literatürü de Janet Wolf’un tespit ettiği biçimde erkeklerin deneyimlerini anlatırken postmodern kadın yazar ve sanatçılar, ataerkil ideolojinin kadını “kendinde şey” (en soi) olarak içkinlikle, maddeyle, bedenle, doğayla; erkeği ise “kendisi için şey” (pour soi) olarak aşkınlıkla, bilinçle, ruhla, uygarlıkla özdeşleştirerek yaptığı tarifi tersyüz ediyorlar eserlerinde. Parodi, pastiş, abartı, abjection, modifikasyon, organ erotiği hatta pornografiyi “desen” olarak kullandıkları yapıtların agonik perspektifleri içinde erotizm de bir direniş aracına dönüşüyor. Irigaray’ın ifadesiyle, kadınların erkek egemenliğine karşı savaşında, erkeklerin kendilerine dayattıkları imgeleri büyüterek geri yansıtmaları gerekmektedir. Ki Islak Bölgeler’i, arka kapak yazısındaki “zevk düşkünü ve yaralı kahramanın muhteşem ve vahşi cinsellik hikâyeleri” betimine asla gönül indirmeyip, bir kadın yazarın elinden çıkma porno roman olarak okumaktan tümüyle imtina ederek değerlendirdiğimde, yapısalcılık sonrası feminist arkaplanın yansımasını görüyorum. Pornografik eserler, onu cinsel olarak coşkulandırmayı önererek okuyucuyu hedef alırken, kadınlar yazdıkları erotik romanlarda kadın bedenini ve cinselliği ya bir görüntü ya felsefi derinlikler içeren bir oluşum olarak betimler ve cinselliği tayin eden hazzın, iktidar tarafından yönlendirilmediği ân neye benzeyeceğini gösterirler. Kadın bedeninin, cinselliğinin, regl ve bekâret kanının, kadınsı sıvı ve salgıların, cinsel organların sakınımsızca kullanıldığı ya da sembolize edildiği erotik edebiyat eserleri arasında ayrı bir yere konumlayabileceğim Islak Bölgeler, arkaik bedene ve dişil kitonyenliğe göndermelerle dolu, kadınların toplumsal pratikler aracılığıyla hakim kültürdeki kurgulanışını yıkmaya and içmiş bir roman. Dişil cinsel organı temsil etmek ve bu temsili de güzel ve çekici kılmak, ikinci feminist dalganın uyguladığı kültür politikasının ana hedefidir. Kendine özgü dişil bir estetik yaratma arayışında olan 70’lerin feminist sanatçıları, dişil cinselliği ilan eden vajinal ve klitoral bir ikonografi yaratmışlardır ki Charlotte Roche yapış yapış, yıvışık ve tiksindirici bulunan bedensel ardalanı romanının ana mekânı olarak kullanırken, Kristeva’nın “abjection” kavramındaki tekrar olgusunu (bedenden atılan ve bedende yeniden üretilen) bir tür zaman algısı olarak kullanıyor. “Kendimi bildim bileli hemoroidlerim var” cümlesiyle başlayan ve kahraman Helen’in ter, bok, vajinal salgılarıyla olan içli dışlı ilişkisi, mastürbasyon ve seks fantezileriyle süren anlatı, bedenin anonim, ayrımsız birlikten ayrılması ve kişinin özel mülkü haline gelmesi arasındaki döngü üzerine inşa edilmiş. Benliğe doğru yolculuk ile vücudun iğrençten ayrılarak “benim” olması birbirine paralel süreçlerdir ki yine Kristeva’nın belirttiği gibi, dışkı, kan, irin, ter, kopmuş organ, iğrenç (abject) ile nesne (object) arasında, nesneler dünyasının kıyısında salınır. Dışkılananın bu sınırdalığı, nesne ve özne kategorilerine öncel, bu karşıtlığın ortaya çıkabilmesinin olanağının koşuludur.
On sekiz yaşındaki Helen Memel, hemoroid ameliyatı olmak için hastaneye yatar. Ve bu süre boyunca ayrılmış olan anne babasını bir araya getirmek için planlar yaparken, bedeniyle ilgili o yaşa dek yaşadığı, yaşamayı planladığı ne var ne yok bizlere de anlatır. Bedeninin ürettiği sıvılarla deneyler yapar; vajinal akıntısını kulak arkasına parfüm olarak sürmekten, apışarasından sızan kokunun burnuna ulaşmasından, koltuk altı ve pübik bölgesindeki kıllardan haz duyar. Hemoroidleriyle ilgilenirken çıktığı bu bedensel yolculukta, özcülüğe sapmadan, vajina, klitoris, anüs, sıvılar, salgılar ve hastalıkları mistisizmle, ritüelle ve kadın mitolojisi fikriyle ilişkilendirmeden, yalın ve dolaysız ilerler Helen. Katmanlardan ve kahramanlardan yoksun bu anti-romanda, kendi deneyimlerine ve bedensel süreçlerine yönelen ben anlatıcı, kadın bedeninin estetize, erotize, mistifiye, ikonize edildiği veya aşağılandığı modern çağa adeta küfür edercesine müstehcenleşir. Müstehcenin temel özelliklerinden biri, utanç duygularının ortaya çıkmasını sağlamaktaki gücüdür. Yalnızca temsil edilebilir olanı değil, saygıdeğer olmayanı da imgeleme kapasitesine sahip olandır müstehcen. İşte kadınsı erotizm, böylesi bir aşırılıktır, sıvıların aşırı bolluğu ve dolması, mutlaklaştırılmış bir taşkınlıktır. “Mukus” (dışkılanan bedensel sıvılar), Irigaray’a göre kadınlar açısından bir dişil sembolik elde etmek üzere egemen temsil sistemlerini dönüştürmenin bir biçimidir. Düşünülmemiş ve temsil edilmemiş olanı canlandırmaya yarar ve bu yolla maternal olan, fallik olmayan biçimde sembolize edilebilir.
Helen’in bedeniyle kurduğu dolaysız ilişki, parfüm yerine salgıların kokusunu yeğleyişi örneğin, kimi okurda tiksintiye yol açabilir. Ki bu da Charlotte Roche’un murad ettiğinin zaferi, moderniteye, fallokrasiye ve hijyen toplumuna indirdiği neşterin gerçekten esaslı olduğunun işaretidir.

ISLAK BÖLGELER

Charlotte Roche, Çeviren: Bülent Özçelik
Phoenix Yayınevi, 2008, 192 sayfa, 11 YTL

Hiç yorum yok:

İzleyiciler