30 Temmuz 2008 Çarşamba

PORNOGRAFİ



"HOŞ KADIN"LARA GÖRE DEĞİL!



Pamela Paul, pornografinin orta sınıf burjuva ailesine, evliliğe evrilecek ilişkilere, iffetli kadınlara, “neo-con”lara nasıl zarar verdiğine ve ne denli yıkıcı olduğuna dair “sarkastik” araştırmasını yayınevi editörlerine önerdiğinde şu soruyla karşılaşır defalarca: “Nasıl oluyor da sizin gibi hoş bir kadın porno hakkında bir kitap yazıyor?” Times dergisi yazarı Paul, son derece mahcup olur bu soru karşısında; böylesine “iğrenç” ve eril bir konu elbette hoş kadınlara göre değildir! Kitabına, “onaylanmış” hoşluğunun altını çizerek başlayarak kendi aşırılığını dayatan, bakılma arzusunu dışavuran ve kendini hakikat iddiasıyla ortaya koyan bir imge olarak Pamela Paul’ün bizzat kendisini pornografikleştirmesi bir yana, porno ve kadın kavramları, Tiyatro Dot’ta izlediğim “Sansürcü” oyununu getirdi aklıma... Anthony Nielson’un eserindeki Madam Fontaine, hardcore bir filmin yönetmeniydi ve pek de hoştu! Filminin görünenden ibaret olmadığını, seks aracılığıyla bir aşkı tahkiye ettiğini, karısı tarafından aldatılan, anal, iktidarsız dolayısıyla da ancak çok gizli fantezilerle tatmin olabilen bir sansürcüye ikna eden Madam Fontaine hem entelektüel hem de çok güzel bir kadındı. Tıpkı pornografiyle uğraşan Catherine Millet, Catherine Robbe-Grillet, Catherine Breillat, Virginie Despendes, Anais Nin, Alina Reyes gibi...
Pornografiyi ele alan ilk ulusal anket olma iddiasındaki Pornografi’de Paul, kadınlara Harlequin romanslarını ve romantik erotikaları reva görüp kontrol edilebilen bir beden anlayışını yerleştirmeye çalışarak, erkekleri cinsel şiddete teşvik ederken kadınları burjuva ailesindeki “kurucu dişi kuş” konumuna geriletiyor. Katı Evanjelik kurallarıyla bilinen Amerikan kültürünün pornolaşması sadece eğlencenin, reklam yapmanın, modanın ya da popüler kültürün yeni şekli demek değil, birçok Amerikalının hayatının eskiye nispeten değişmesi demek, Paul’e göre. Mutlak bir pragmatizmle doğrudan bir simülasyon evrenine dönüşerek, aşkın, baştan çıkarıcı oyunların ve romantik ütopyaların yerini geri dönülmez bir biçimde tek gecelik aşklara, pornografinin bayağılığına, bedenlerin tüketimine bıraktığından yakınan Baudrillard’ın aksine Paul, böylesine “iddialı” bir çalışmada, pornografiyi erkeklerin iş zamanlarından çalan, mutlu ailelerini yıkan, sık mastürbasyona neden olan bir araç olarak tanımlamakla yetinmeyip sıralıyor: Pornografi kadın-erkek ilişkilerinde yıkıcı bir etkiye sahip ve erkeklerin cinsel performanslarına ve yeterliliklerine olumsuz bir darbe indiriyor; cinsel bozuklukların artışında önemli bir rol oynuyor; pornografiye bağımlı olan erkekler, kendilerini çaresiz ve alçalmış hissederek bu alışkanlığın içinde işlerini, kariyerlerini yitiriyor, evlilik bağlarını zayıflatıyor ve çocuklarını yalnız bırakabiliyor.
“Porno güç hakkında bir fantezi, eğer bir erkek porno izleyerek bir kadın hakkında güç sahibi olduğunu düşünüyorsa gerçek hayatta bir kadın elde edemiyordur”, “uzun süre pornografiye maruz kalan erkek ve kadınlar kız çocuk sahibi olmak istemiyor”, “erkeklerin tümü porno izlemenin aldatma anlamına geldiğinin farkında değil”, “pornografinin baskın ahlâk anlayışı, cinsel açıdan açgözlü olmaktan utanan bakireler ve kullanılan fahişelerden oluşan bir toplum yaratmaktadır” benzeri yorumlarıyla pornografiyi değil ama, muhafazakâr Amerika’nın Evanjelik kodlarını, sekse muhalif koruyucu Hıristiyan medyasının saf ve iffetli yaşam tarzının baskılarını azaltmak için günahkâr seküler kültüre karşı ürettiği zevk verici alternatifleri başarıyla ortaya koyuyor Paul. Evlilik sınırları dışında yok edilmeye çalışılan seks, tam da o sınırın dışında pervasızca çoğalırken, beden kontrolünü korumak, şehvet dürtülerini baskılamak, yiyecek ve sekse yönelik isteği başka faaliyetlere yöneltmek gibi Amerikan kültürün temel temayüllerini de sergileyen Paul, enerjisini dışa vurmak ve karşı konulmaz sertlik ilkeleri barındıran erkeklerin bedenlerini seks dışı faaliyetler içinde sağlam tutan pek çok başka edim biçimlerini meşrulaştırırken Amerikan erkeğinin, üst bölümü vurgulanıp alt bölümü unutulan “klasik beden-yani arıtılmış, deliksiz parlak bir yüzey” ile kaba alt sınıf kokan, Hustler tipi inatçı porno bedeni arasında bir yerde olduğu gerçeğini de iade ediyor ister istemez. Erkekleri artan bir güvensizlik içinde sürekli olarak devam eden zaferlerle sağlamlığını kanıtlamak zorunda bırakan pornografi, gençliğe özgü enerji ve sınırsız bünye gereksinimleriyle erkeklikle ilgili en kötü ergenlik korkularını geri getirebilir onun anlayışınca.
Amerikan doları, Mc Donalds, gibi odakta merkezlenen ve her yere sızan, iktidara ait pornografik imgelerden, propornografiden (kadınların bastırılmış cinselliğini özgürce yaşamalarını destekleyen feminist akım), gay ve lezbiyen pornografyalarından hiç söz etmeyen bu “hoş kadın”a göre kadınların potansiyel eşleri, yalnızca erkekler... Geçen otuz yıl boyunca dünyada cinsiyet rollerinin “dramatik” biçimde değiştiğinden ve bu değişimin, bir takım “rahatsızlıklar” yarattığından hayli mustarip olan Paul’ün “Cinsel istek uyandırmak için bilgisayardaki görüntülere bağlı olduğunu fark eden bir erkek, kendini bilgisayar gibi hissetmeye başlıyor” cümlesine katılmamak elde değil ancak. Zira Alain Touraine genel bir “cinsiyetsizleşme”den, cinselliğin ürünü erotize etmek üzere nesneye aktarıldığından, dolayısıyla kadın ya da erkeğin “erotiksizleştirildiği” bir çağda yaşadığımızdan bahisle bu durumu emeğin sömürüsüyle karşılaştırır: “Sanayi toplumunun işçisi ‘işgücümü çalıyorlar’ diye bağırıyordu. Bugün post-endüstriyel ya da iletişim toplumunun kadını da kişiliğinin ve kimliğinin çalındığı hissine kapılıyor.”
Paul, porno yanlısı kadınların, aslında seksten çok para kazanan kadınların yanında olduğu,
porno sempatizanı kadınlarınsa feministleri suçladığı konusunda da ısrarlı:
“Pornografiye karşı olan kadınlara yönelik ‘sinsi’ saldırılardan biri de onları aşırı iffetlilik taslamakla, kendi cinselliklerinde rahatsız olmakla, kendine güvenmemekle ve kıskançlıkla suçlayandır.” Feminist damgası yemekten korkan birçok kadın pornografiyi sonlandırmaya yönelik çalışmaları umursamıyor yine Paul’e göre.
Pornografik filmlerde, gösterilen, dışa vurulan haz, tümüyle kadının aldığı ve kadın tarafından verilen bir hazdır. Dolayısıyla pornografi, hem gerçekdışı, hem de kadının nesneleştirilmesini içeren bir süreçtir. Ancak son yıllarda, kadının sinemadaki temsil ediliş biçimini sorgulayan, önyargıları yıkıp yerine kadınca bir dil ve bakış yerleştirmek isteyen kadın yönetmenlerin filmleri, görece bir karşı duruşu temsil ediyor. Kadınları geleneksel toplumsal cinsiyet rollerini pekiştirici durumdan kurtaran yeni bir söyleme açılan, erkeksi “birleşik alan”ı parçalayarak kadınsı akışkanlığı iletmeye çalışan pek çok yazar ve yönetmen kadın, Nietzsche, Lacan, Derrida ve Levinas'ın işaret ettikleri gibi dişinin örtüsünün, bir şeyin dıştan bilindiği açıklıkta açılmayacağını, dişi bedeni, bir nesne gibi çıplak, açıklığa koymaya çabalayan pornografik şablonların onu bir karikatür kadar bile yakalayamayacağını anlatır. Çünkü kadının erotizmi tüm bedenine yayılmıştır; her yerinde cinsel organı vardır. Bu nedenle kadın cinsel organı, Derrida’nın belirttiği biçimde, aynı anda karşıtlıkları hem birbirine diken, hem de onlar arasında yer alandır. Kadınlar yazdıkları erotik romanlarda kadın bedenini ve cinselliği ya bir görüntü ya felsefi derinlikler içeren bir oluşum olarak betimler ve cinselliği tayin eden hazzın, iktidar tarafından yönlendirilmediği ân neye benzeyeceğini gösterir.
Tüm bunlar bir yana Pamela Paul, pornolaşmış bir dünyada yaşadığının ayırdına varmış bir hoş kadın. Askeri çatışma ve savaşları cinselleştirip saldırı ve silah tasvirlerinde tecavüz, “sızma”, “içeri girme” gibi eril imgeler kullanan, Ebu Garip Hapishanesi’nde çekilen pornografik fotoğrafları pervasızca medya organlarında yayımlayan bu özgürlükler ülkesinde pornografi, nihai anlamda Bataille’ın belirttiği gibi cinselliğe değil, ölüme dairdir. Ve bu da “hoş” kadınlar tarafından asla anlaşılamaz!

PORNOGRAFİ

Pamela Paul, Çev: Derya Metin,
Ekvator Yayıncılık, 2007, 383 sayfa,

Hiç yorum yok:

İzleyiciler