22 Mayıs 2008 Perşembe

HER KADIN HETEROSEKSÜEL DEĞİLDİR




Bütün Erkekler “Lezbiyen”, Peki Ya Kadınlar?

Fallik iktisadı parçalayıp eril merkeziyete aykırı bir dil kurarak patriyarkayla savaşan feminist, sosyalist, lezbiyen yazar Anja Meulenbelt, özyaşamını anlattığı, deneyimlerini aktardığı, eşcinsel literatürün kült kitabı Utanç Bitti’de bütün kadınların lezbiyen olduğunu söyler: “Bazılarının bundan haberi yoktur, yalnızca.”
Bedensel sınırlarımız zamansaldır ve başkasıyla erotik karşılaşma, bu sınırların dönüşmesi imkânını taşır içinde; kadın bedeniyse akışkan, değişkendir. Kaldı ki haberdar olunmayan tek şey, tüm kadınların lezbiyen ya da biseksüel oluşu değil, evrensel bir kadın kategorisinin de bulunmadığıdır. Kadın varlığı, alt kategorileriyle (lezbiyen, biseksüel, siyah kadın) değerlendirilmediği sürece kadınsı olmak, bir sahtelik ya da maskeden öteye gitmeyecektir. Judith Butler’ın belirttiği gibi “Peçenin altında mutlak bir dişilik yoktur, sadece dişi özneyi taklit yoluyla kadın ‘olma’nın toplumsal pratiğine yerleştiren, ontolojik açıdan yüzeysel bir dizi kural vardır.” İktidar ve tarih dışı bir cinsiyet kategorisi, tözsel bir biyolojik ve toplumsal cinsiyet olmadığını göz önünde bulundurursak kadını heteroseksizm içinden tanımlayamayız elbette. Freud, Three Essays on the Theory of Sexuality’de kadın eşcinselliğini “tersine dönmüşlük”, “tersyüz olmuşluk” şeklinde “tanılayarak” erkeksi özelliklere sahip kadınları bu şekilde karakterize etmiştir. Lezbiyenler hakkında hemen herkesin mutabık olduğu yanlış kanı, erkek gibi oldukları -“Sen kadın sayılmazsın, bizdensin, koçum”- ve yine eril arzunun muradında pornografik fetişe indirgenişleri, heteronormatifizmin hince kullandığı bir diskurdur. Lezbiyenliğini vurgulayan bir kadına verilen en iğrendirici ve ahmakça erkek yanıtı olan “Ben de lezbiyenim!” toplumsalın ve iktidarın, “eş” ve “trans” cinsellikleri dışlamayıp onu tikelleştirme kipi olarak bedenlere, erkekçe seksüel oyunlara, somatikteki groteske ve kıyafetin göstergeseline hapsettiğinin göstergesidir: Lezbiyen, kravat takan erkeksi kadındır, lezbiyen, erkek bulamayan çirkin kadındır, dejenere cinsellik yaşayan isterik kadındır, cinsel rolünde erkekliği benimsemiş kadındır, bir erkek-gövdedir...
Kaos GL'li kadınların, Global Fund for Women kuruluşunun finansal desteğiyle hazırladığı Biliyor(mu)sun? Her Kadın Heteroseksüel Değildir adlı kitap lezbiyenlere ve biseksüel kadınlara yönelik bu ve benzeri önyargıları kırmayı, yerine doğru bilgileri koymayı amaçlayan bir rehber ve başvuru kaynağı. Kitabı yayına hazırlayan Burcu Ersoy “Birlikte Söz Üretmek” başlıklı yazısında, varolan tüm ilişki modellerinin heteroseksüel ilişki kalıbına sıkıştırıldığı için lezbiyenlerin sevgililik ilişkilerine de cinsiyet rollerinin yakıştırılmaya çalışıldığını belirtiyor: “İlişkide bir tarafın erkek rolü üstlendiği yanılgısıyla erkekleştiriliyoruz.”
Aynı zamanda, seksizme ve heteroseksizme meydan okuyan politik bir seçim olan
lezbiyenlik de biseksüellik de aşırılık ya da öykünme değildir. Homoseksüalite, heteroseksüelizmi taklit etmez tam tersine, lezbiyen kimlikler kopya edilecek asıl/lezbiyen olan heteroseksüel nedensellik çizgisini karmakarışık hale getirerek, bu şekilde heteroseksüellik adına asıl olma savlarının yanılsamalı niteliğini ortaya koyarak heteroseksüel kimlikleri paniğe sokar, Judith Butler’ın vurguladığı üzere. Ne var ki eşcinseller kurgulanmış karikatürize imgelere mahkûm kılınıp birer görüntü, replika ya da maddeleşmiş hayaletlere evrilirler içtimai sözleşmede. Oysa lezbiyenlik, kadınlıktan vazgeçiş, kopuş hele ki tercih hiç değil, cinsel bir yönelim, cinsiyetli bedenin ötekinin tekilliğine doğru açılışıdır. Lezbiyenliğin fantazmik bir figür olageldiği erkek egemen dünyada inceleme, röntgenleme, alay etme, bastırma ve yok saymanın nesnesi, eşcinsel erkeklerdir. O ki homoseksüellikten politik bir kopuşu ifade eden “gay” sözcüğü hem kadın, hem erkek eşcinselleri tanımlarken günümüzde sadece homoseksüel erkekleri betimler. Çünkü, annelik gibi kutsal bir görevin, ayrıcalığın bahşedildiği kadınlar sapkın olamayacağı gibi eşcinsel de olamazlar. Fallustan azade penetrasyon, kösnül haz nasıl gerçekleyebilir kendini? Kullanılan kimi aparatlar ve şehevi oyuncaklar, erkeğin pornografik evrenini kışkırtmaya hizmet eder olsa olsa. Anja Meulenbelt tam da bu noktaya işaret eder. Kadınlarla sevişmek bir çeşitleme, bir kaçamak olduğu sürece “ilerici”, en çok tercih gören pornografik tür sayılmaktadır. Nitekim Rus müzik grubu Tatu’nun, dahiyane bir kapitalist manevrayla “lezbiyen kızlar” olarak lanse edilişleri onlara, yasanın olumladığı bir popülizm kazandırırken, lezbiyenliği de eril dünya için meşrulaştırmış, normalize etmişti. İki kadının sevişmesi, porno endüstrisinin sık sık filmlerde ve pornografik dergilerde kullandığı en başat erkek fantezisidir. Erotik sahneleri alabildiğine süfli ve abartılı gösteren lezbiyenlik temalı yapım ve yapıtlar, heteroseksüel erkek fetişizminin, röntgenciliğin, sadistik dürtülerin tatmin edildiği tümüyle oportünist ve pragmatist ürünlerdir. Medyada, sinema ve edebiyatın gotik, polisiye ve korku türlerinde yüzlercesi karşımıza çıkan bu lezbiyen simülasyonları, tekinsizliği simgelemekle birlikte, lezbiyen kadın imgesi de modifeye edilir. Ne zaman ki lezbiyenler fark, kabul ve yönelişi belirlemedeki kararlılıklarıyla heteroseksüel kimlikleri paniğe sokar, kadın artık erkeklere ihtiyacı olmadığını gösterirse asıl saldırı o zaman başlar. Erkek ayrıcalıklarına dokunmak, homofobik ataerkil iktidarı doğrudan sarsmaktır çünkü bu. Nitekim Radclyffe Hall’ın The Well of Loneliness (1928) adlı romanının, kamusal bir histeriyle yasaklanma nedeni, içerdiği “sevici seksi” değil, lezbiyenlerin kabul görme savını ortaya atmasıydı. İdeolojiden arındırılıp masumlaştırılmadığı ya da erkeğin skopofilik hazzını beslemediği sürece lezbiyenlik bir patoloji, bir sapkınlıktır. Bir janr olan lezbiyen vampir filmleri, bir cinsel kimliği, lezbiyenliği canavarlıkla özdeşleştirir. “Cins(iyet)e İhanet” başlıklı makalesinde Kinky İmam isabetli bir tanım yapar; heteroseksüel birey hazza ulaşmak için penetrasyona başvurmaksızın (örneğin sado-mazohist pratikler dahilinde) sayısız yol seçebilir. Haz ilkesini reddeden, cinselliği yalnızca üremeye yönelik bir biyolojik faaliyet addeden Ortodoks düşünceyi homoseksüel ilişkide en çok rahatsız eden şey, cinsel edimin hazza yönelişi, muğlak yönü ve performatif bedensel direniş pratiklerini çoğaltma imkânıdır. Kötücül ikonlar olarak iktidarın iktisabı, ibret vesikası kılınışlarının yanı sıra anlayış ve hoşgörü kabulleriyle dahi öncel bir dışlamanın nesnesidir lezbiyenler. Ancak toplum negatif bir diyalektik oluşla her zaman o anda verili toplumsal biçimini de aşacak potansiyeli içinde taşır. Düğünlerde kız kıza dansların namus timsali olarak yüceltildiği bir toplumsal tahayyülde elbette lezbiyenlik teması, film ve romanlarda “dostluk” kavramının içine tepiştirilir. Yargı, misal Perihan Mağden’in İki Genç Kızın Romanı’ndaki ve Fatih Akın’ın Yaşamın Kıyısı’ndaki lezbiyen temayı arkadaşlık ve dostluğa kavuşturarak toplumsalı korur. Kız kıza dans da, kız kıza öpüşme de kadını, evliliğe hazırlayan edepli bir kurstur; erkek aşkının ötesindeki kadınlar arası yakınlaşmalar Foucault’nun söz ettiği türden bir dostluğu imgelemez bile. Çünkü siyasal lezbiyenlikle erkekten ayrışmayı öngören Batı'daki feminizmin aksine, bizdeki içselleştirilemeyen yapıntı cinsel özgürlük ve yöneliş tasavvuru, genellikle erkek bedeniyle “özgürce” bütünleşmeye denk gelir. Mantıkçı pozitivistlikten arınmış, bizzat deneyimleri ve bireysel hikâyeleri öne çıkaran analitik yaklaşımıyla Biliyor(mu)sun(?)Her Kadın Heteroseksüel Değildir, eşcinsel evlilik, eşcinsel aile, lezbiyenler/biseksüel kadınlar ve örgütlenme, lezbiyen feminizm gibi temaları aktarım, röportaj, makale, öykü gibi disiplinler üzerinden değerlendirirken gay kimlikleri onaylatmakla yetinmek yerine, kendimizi sadece kimlik değil, yaratıcı güç olarak da olumlamamız gerektiğini düşündürüyor bizlere...

Biliyor(mu)sun(?) Her Kadın Heteroseksüel Değildir
Lezbiyenler ve Biseksüel Kadınlar/Kaos GL Yayınları, 2007


* Kitabı Kaos GL, Kaos GL İzmir, Lambdaistanbul ve Pembe Hayat ofislerinde bulabilirsiniz.

1 yorum:

julidekara dedi ki...

eril bir toplumda bir kadın olmak ne kadar zorsa,sırf balık tutuyor diye gözaltına alıp hırpalanan hemcinslerimiz var, aynı toplumda eşcinsel bir kadın olmanın zorluğu onun da üstüne biniyor. sırf pornografik filmlerde değil, sıradan televizyon filmlerinde dahi kocasını öldürmek üzere kız arkadaşıyla haince planlar yapan lezbiyen çiftler görüyoruz. faşizm yalnızca sokakta ya da heteroseksüel kadının üstünde değil, televizyonda ve eşcinsel kadının da üstünde ayrıca. belki de bundan kaçmak ya da belki de bu baskıyı biraz olsun azaltmak için lezbiyenler erkekleşiyor. görüntüden bahsetmiyorum yalnızca. "kadıma baktın" kavgaları ve cinsellikte rol arayışı bunu gösteriyor. transseksüel erkek elbette var; gelenekte de olan bir şey bu, fakat "lipstick" adı verilen feminen lezbiyenlerin varlığından rahatsız olunması, erkek düzende olduğu gibi sıfatlar verilmesi/dışlanması da kişinin görünüşünü ve davranışını erkekleştirmesinde rol oynayabilir. kişinin salt maskülenliği değil, feminenliği de-ki bu onun ayrıksı durmasına yol açıyor- kendisine sorun yaratıyor. evet eril toplum da bundan sorumlu, ancak eril toplumun içindeki lezbiyen örgütlenmelerde de,kendi içlerinde de, kadını buna zorluyorlar. her kadın heteroseksüel değildir evet; ancak her lezbiyen de maskülen değildir. bunu da belirtmek istedim yalnızca. teşekkür ederim =)

İzleyiciler