22 Mayıs 2008 Perşembe

ÇOCUKKEN ÖLDÜRÜLÜR KADINLAR




ÇOCUKKEN ÖLDÜRÜLÜR KADINLAR!

Dünyanın her yerinde katledilen tüm kadınlara...

Sabine Dardenne’in “anı” kitabını elime alır almaz, bu hikâyeyi çok iyi bildiğimi algıladım. Eserlerinin tümünde pedofiliyi, çocuk tacizini, ensesti ve tecavüzü, çıkmayan bir kara leke gibi işleyen, çünkü küçük bir kızken tacize uğrayan Joyce Carol Oates’ın “Gözü Moraran Kız” adlı öyküsü, Sabine’in yaşadıklarıyla bire bir örtüşüyordu. On beş yaşında zorla kaçırılan ve dehşetengiz bir şiddete maruz kalan gözü moraran kızın hikâyesinde, şiddet kullanımının, kıyıcılar tarafından nasıl haklılaştırıldığını ve cezai yaptırımların suçu lezizce ürettiğini anlatıyordu Oates. Sabinne Dardenne de gözü moraran kız gibi aynı yaşlarda kaçırılır, aylarca şiddete, tecavüze, işkenceye uğratılır had bildirici bir “tanrı” tarafından. Çünkü gözü moraran kız kadar hareketli, zeki, enerjik bir çocuktur; üstelik hiç de “hanım” değildir. Gözü moraran kız başına gelenleri kimseye anlatamaz pek çok yaşıtı gibi. Çünkü çocuk yaşta elinden alınan hayatının bir anlamı kalmamıştır. Sabine ise içine girdiği suskunluk sarmalından ancak tecavüzcüsünün serbest bırakılışı üzerine kurtulur. Artık kendisine “acayip” gözlerle bakılmasını istememesi bir yana, bir hâkimin daha, bir sübyancıyı cezasının ortasında “iyi hal” nedeniyle ve hiçbir tedbir almadan serbest bırakmasını engellemektir. Acısını bir kez daha yalamayı göze alarak eril şiddet mekanizmasını yerinden oynatmak ister Dardenne. Çünkü şiddet belirli eylemleri yapanlardan çok onların tanığı ya da kurbanı olanlara ait bir kelimedir ve verili bir eylemi şiddet terimiyle adlandıran tanıktır. İlgi odağını tanıktan aktöre kaydırdığımız zaman gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şey olur: Şiddetin kargaşa ile bağlantısı yitip gider. Aktör, edimin meşruluğunu iddia ederken tanıklar ve kurbanlar gayrımeşru olarak kınarlar şiddeti. Şiddet ediminin dolaysız sonucu, kurbanın imkânlarının kısıtlanmasıdır. Şiddet uygulanan kişinin fiziksel ve sosyal faaliyetleri durdurulur ki tecavüz, fiziksel karşı koymayı azaltmanın en belirgin aracıdır...
Batman’da Urfa’da, Belçika’da, Irak’ta, Afganistan’da, dünyanın her yerinde şiddete uğruyor kadınlar, öldürülüyor, çocuklukları ellerinden alınıyor. Kurbanlarının bütün zulmedilme kaygılarını gerçek kılan ve kendisi de zulmedilme manyaklarının bir diktatörlüğü olan faşizm, gün günden hayatlarımızı işgal ve iğfal ederek sıradanlaştırılıyor. Hikâyeler gerçeğe dönüşüyor ve artık okuduklarımıza “sanatın deliliği” diyemiyoruz ne yazık ki. Bağrımıza bir hançer olup saplanıyor Sabinne ve katledilen tüm kadınların hikâyesi. Sözcüklerin sihirli dünyası anlamsızlaşıyor ve hayat, yazarak özgürleşemeyeceğimiz bir koyu bataklığa evriliyor.

Kitlenin histerizasyonu
Sabinne Dardenne, 28 Mayıs 1996 tarihinde, on iki yaşındayken okula giderken kaçırılır. Ülke çapındaki tüm aramalara rağmen seksen gün boyunca “Belçika Canavarı” Marc Dutroux’nun her tür işkencesine maruz kalır. Ancak umudunu hep canlı tutarak direnç gösterir. Çünkü Adorno’nun söylediği gibi, aşağılanan, onuru kırılan kişide bütün bedeni yakıcı bir ağrıyla ışımış insanınki kadar şiddetli bir iç aydınlanma olur, kimi zaman...
Tecavüzcüsü önce çıplak fotoğraflarını çeker onun; tıpkı küçük kız çocuklarına pedofilik duygular besleyen Lewis Carroll gibi... Kendini çıplak halde görmekten son derece utanır Sabinne; dışkısıyla iç içe yaşamaktan da, ilk âdetini o rezil yerde görmekten de, saçlarının bir palyaço gibi kesilmesinden de, ağlamaktan da utanç duyar. Utanmak mahrem bir duygudur; doğasından ayrı kılınarak soyulduğu, aşağılandığı ölümcül bir gösteridir bu. Bir genç kıza ait her tür mahremiyetin, çirkin bir çıplaklıkla gözetlenmesi şiddete içrektir. Ki Sabinne’in bedeni bir teşrih masasına indirgendikten sonra tecavüzler, cinsel ve ruhsal işkenceler başlar; oysa cinselliğin ne olduğunu dahi bilmez o, eli bir erkek arkadaşının elini tutmamıştır henüz. Tüm bunların kendi suçu olduğunu düşünür Sabine’cik. Çünkü o fazla “bağımsız” davranmış, söz dinlememiş ve “hanım hanımcık” bir kız olmamıştır. Ne var ki Henry James’in “Turn of the Screw” adlı gotik hikâyesindeki gibi ruhuna şeytan kaçmış, kötü bir kız da değildir. Ama bir hanım, melek ve çiçek olmayışı, tecavüzü haklılaştırır çünkü küçük kızları, hanımlaştıran Viktoryen anlayış devam etmektedir.
Sekseninci gün polis tarafından kurtarılır. Ancak bu kez de kamuoyunun saldırısı başgösterir.
Sabine evine gitmek, çocukluğuna ve normal yaşamına geri dönmek ister ancak medya, adli aktörler ve kitle onu rahat bırakmaz:
“Bağırıp çağıran, sebepsiz yere beni öpen, bir hayalet görmüş gibi yüzüme bakan tüm bu insanlar korkunçtu.”
Kitlenin histerizasyonu başlamıştır artık ve bir cinsel taciz kurbanı olan Sabinne bu kez açgözlerin ve kendi hayatlarını onun üzerinden sağlama almaya, sağaltmaya çabalayan vahşi, edepsiz ve “acayip” bakışlarının kurbanı olur; bir sirk hayvanına dönüştürülür. Sapkınlığın kendi üzerine kapanan döngüsüne hapsolan Sabinne’i histerikleştirmek onu bir kez daha katletmektir. Geç kapitalist pazar ilişkilerinin sapkınlaştırdığı Dutroux’nun (12-13 yaşındaki kız çocuklarını erotik bir imaj olarak paketleyip tüketime sunan bir dünyada bu olayı istisnai bir sapma olarak görmek zordur) elinden kurtulan Sabinne, “demokrat” ve “humanist” toplumsal histerik özne tarafından yeniden yeniden tacize uğrar.
Korkunç, iğrenç bir nesne karşısında takınılan müphem bir büyülenmişlik kavramı olan histeri ile sapkınlık arasında birbirini besleyen kanamalı ilişki açığa çıkar böylece.
Nitekim cinsel tacizin sözde siyaseten doğru sorgulanışı, kendi tuzağına düşmekten kurtulamaz. Judith Butler’ın belirttiği gibi, bu çabanın içine düştüğü tuzak, yalnızca yeni aşağılama/taciz biçimlerini öğretiyor olması değildir; asıl sorun, bu türden sansürlerin şeytani bir diyalektik dönüş sayesinde savaşmaya çabaladıkları şeyin parçaları olarak işlemeye başlamalarıdır. Bir kişiyi mağdur yerine “zavallıcık” olarak adlandırdığımızda, bu hamice nazik tavır, incinmeye ayrıca bir hakaret ekler. Nezakete bürünmüş bir saldırganlık, dolaysızca tahkir edilen sözlerden çok daha acı vericidir ve saldırganca içerik ile nazik yüzeysel biçim arasındaki karşıtlık, şiddeti katlar. Katil ile bir ölü tapınma kültünün yüceltildiği toplum tarafından iki kez şiddete uğrayan Sabinne, kimseye ihtiyaç duymayarak iyileştirir kendini. Bu özgürleşme çabasında elbette yazının rolü büyüktür; ancak yazarak kurtulur bu kâbustan. Ama ya diğerleri? Nitekim hukukun çaresiz kaldığı, eril hegemoni tarafından kıskıvrak kuşatıldığı ortadadır. Zira Dutroux,13.5 yıl hapis cezasının ardından üç yıl sonra iyi hal nedeniyle serbest bırakılır. Dutroux dosyasını kapattığını sanan hukuk sistemi ne denli büyük bir yanılgıya düştüğünü sonradan görecektir. Kaçırma ve tecavüz vakaları devam eder. Bunun üzerine Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı ve Jandarma Bakanı’nın istifa etmesi yeterli midir?
Pedofili alanındaki tabuları yıkmak istediğini açıklayan ve Dutroux olayını legalize etmeye çalışan Hollanda Pedofili Partisi PNVD’nin engellenmesi için yapılan başvuru mahkeme tarafından reddediliyor, Lahey Bölge Mahkemesi, PNVD’nin (Kardeşçe Sevgi, Özgürlük ve Farklılık Partisi) de diğer partilerle tüm haklara sahip olduğu kararına varıyor; kadınlar tecavüzcüleri ile evlendirilmeye teşvik ediliyor; yüzlerce kadın töreye kurban giderken bunun sadece bir Kürt sorunu olduğu meşrulaştırılıyor; Ukrayna, Moldova, Rusya’nın yanı sıra Türkiye'nin Güneydoğu bölgelerinden kaçırılan kız çocukları fuhşa zorlanıyor.
Peki adaleti nerede arayacağız? Saygın bir fotoğrafçı kimliği altında yaşayan sübyancı ile ondan öç almak isteyen genç kızın tema edildiği, David Slade’in halen vizyonda olan filmi Hard Candy’deki gibi bireysel intikamda mı? Kurban ayinlerinin devlet tarafından mutlak onaylanışı karşısında tek çözüm bu mu? Suçlu, katil, tecavüzcü iğrençtir kabul ancak, her suç yasanın dayanaksızlığına işaret ettiği için bir kez daha iğrençtir. Ve dışlamaların ve çekilen acıların, ayrımların, tiksinti verici ve acımasız intikamların sonsuz çarkı böylece işler. Tiksintiler sistemi, kurban konumunu üstlendiğimiz zulüm makinesini, bizi bu konumdan ve diğer tüm konumlardan uzaklaştıracak arınmayı meşrulaştırmak için harekete geçirir; tiksinilen ve iğrenilen bir kurbanlık ve cellatlık düzeneğini sessizce inşa eder. Ve bizler zulümde olduğu gibi intikamda da haklı birer özneyizdir!

Hiç yorum yok:

İzleyiciler